BALIK OLMAK İSTEYEN ÇOCUĞUN MASALI

Bir varmış, bir yokmuş. Aslında çok da uzak diyarlarda olmayan, hemen yanı başımızda anlatılan iki masal varmış. Biri çocuğun kendi masalı, diğeriyse dedenin anlattığı masalmış…

Issık Göl’e uzaktan, tepelerin ardından bakan bir vadide, bir çocuk varmış ki o bu masalın baş kahramanıymış...

8 yaşlarında, yapayalnız; hiç akranı, arkadaşı olmayan, çevresini saran basit hayatının içinde küçücük şeyleri, dağlardaki kayaları, dürbününü, çantasını kendine arkadaş yapan; yelken kulaklı, ufak tefek bir çocukmuş bu. 3 hanelik köyün tek çocuğu, en yakın arkadaşı olarak gördüğü dedesiyle yaşarmış… Bir de ninesi varmış, sonradan gelen kendisi olduğu halde çocuğun sürekli yabancı olduğunu iddia eden, onu kabul edemeyen, pek hoş konuşmayan ama işte yine de ona bakan bir nine. Çocuk onu oraların havasına benzetir hep. Orada bir güneş açar bir yağmur yağar, bir bakmışsın fırtına kopmuş, tipi alıp götürüyor ortalığı...İşte nene de aynı o havalara benzer. Bazen güneşlidir, bazen yağmurlu. Diğer evde teyzesi Büke ve onun eşi Urazkul ve diğer hanede de Seyit Ahmet ve eşi Gülcemal. Dedesi civarda herkes tarafından bilinen ve Hamarat Mümin olarak anılan biri. Çok iyi yürekli, saf, tanısın tanımasın herkesin yardımına koşan ve elinden de her iş gelen biri Mümin. Bu yüzden Hamarat Mümin diye anılıyor herkesçe. Herkese iyi davranır, sayar ve sever insanları ama pek de karşılığını alamaz. Kimseye sesini yükseltemez; ezilir biraz, özellikle de damadı Urazkul tarafından. Tüm işi Mümin dede yapar ama övgüyü Urazkul alır, bir de üzerine patronluk taslar Mümin’e. İnsanların utancı, Mümin’in ise karşı çıkacak mizacı yoktur. Yıllar yılı böyle geçmiştir. Urazkul kısır eşi yüzünden bir türlü baba olamadığını düşünüp öfkesini çevresinde bulunan bu insanlardan çıkarır. Karısından, kayınpederinden, hatta bizim ufaklıktan bile… Kendisinin çocuğu olmamasını sindiremez, annesiyle babası onu bırakıp gittiği için çocuğa baktıkça daha da artar öfkesi, siniri. Çocuğun bir suçu yoktur ama yine de iyi davranamaz ona, itip kakar, hırpalar sözleriyle. Onu hep Mümin korur. Çocuğun annesi ve babası nerelerde ki? Ayrılıp gitmişler şehre çocuklarını Mümin’e bırakıp. İkisi de başkalarıyla evlenmiş ve uzaklarda yaşamlarını sürdürüyorlar. Çocuk babasının Beyaz Gemi’de çalıştığını biliyor ve durmadan hayaller kuruyor babasının yanına gitmekle ilgili. Belki de bir gün gidecektir yanlarına. Balık olup Beyaz Gemi’ye kadar yüzecek ve oradan güverteye, babasının yanına atlayacaktır. Yaşadığı her şeyi, başından geçen tüm maceraları, nasıl balık olup buraya geldiğini, kurduğu tüm hayalleri anlatacaktır ona oracıkta. Bu yüzden hep çıkar Muhafız Dağı’na ve izler Beyaz Gemi’yi. Beyaz Gemi bir bakıma çocuğun Kızıl Elma’sıdır. Ona gitmenin hayallerini kurar, yollarını düşler. Issık Göl kenarına ne zaman yanaşacağını, ne zaman gideceğini bilir. Kendini hep Beyaz Gemi’yi izlerken bulur. Beyaz Gemi’yi ıssız köydeki yalnız yaşamının tek eşlikçisi, en yakın arkadaşı dürbününe anlatır. Bir arkadaşı daha olmuştur bu sene: Dedesinin okula başlayacak diye köye gelen dükkan-kamyondan aldığı yeni çantası. Artık ona da anlatmaya başlar Beyaz Gemi’yi, yaşadığı her şeyi, dedesini, masalları, hayallerini…Bu arada bu dükkan- kamyon da ilk başta çocuğun sonra da kadınların en büyük eğlencelerinden biridir. Her seferinde heyecanla beklerler kamyonu. En çok da çocuk heyecanla karşılar. Onu uzaktan görür görmez önüne çıkar sonra da koşar kadınlara haber verir. Çok büyük bir iş yaptığını düşünür ve gururlanır kendisiyle böyle anlarda. Ama en sonunda elle tutulur bir şey almadan yollarlar kamyon şoförünü. Başka da bir eğlenceleri yoktur köydekilerin. Günler böylece geçip gitmektedir San-Taş vadisinde.

Yazarın tasarladığı bu evrenden hareketle hayal ettiğimiz bazı görüntüler oluşuyor zihnimizde. Bunlar belki hepimizde birbirine çok benzer, belki yakın, belki de tamamen farklı görüntüler olabilir. Ama zihnimde canlandırdığım Muhafız Dağı ve Issık Göl’ün uzaktan görüntüsünün ve ufukta minicik görünen Beyaz Gemi’nin bana hissettirdiği duyguları, kalbimin göğsüme sığmayacak kadar büyümesi, akciğerlerime dolan havanın ciğerlerimi patlatacak kadar kuvvetli oluşu, tüm bunları hissederken hem gülümsemek hem de ağlamak isteyişim belki de okurken hepimizin bir an olsun hissettiği duygulardan bazılarıdır. Öyle ki Aytmatov, çok yoğun duygular saklamış satırların arasına. Geleneği hatırlatırken geleceği iliştirmiş cümlelerine. Biri dedenin anlattığı masal biri de çocuğun masalı denmişti hikayenin en başında, işte bu hikaye geçmişle geleceğin bir arada anlatımıdır. Acıların dolduğu kalbimize umut tohumları atılmasıdır. Bu umut tohumları da hep masallarla ve çocuğun hayalleriyle kesişir. Bu masallar da mevsim soğuyunca harlanır.

Kış gelince herkes eve çekilir ve başlar soba yanında tatlı kış geceleri. Neler konuşulmaz, ne muhabbetler edilmez ki sobanın yanında… Dede de hep masallar anlatır böyle akşamlarda. Bu masallardan en güzeli Geyik Ana efsanesidir. Seneler geçse de o tüm Kırgız halkının anasıdır. Onlar iyiliği, esenliği getirendir. O ve maral çocukları daima sevilir, korunur. Ta ki insanoğlu masallara inanmamaya başlayana dek.

Cengiz Aytmatov’un birçok ünlü eseri gibi Beyaz Gemi de sinemaya aktarılan eserler arasında. 1976 yılında yönetmen ve senarist Bolotbek Shamshiyev tarafından yönetilen film tüm dünyaya sunulmuş ve beğeni toplamıştır.

Münevver ÇAĞMAN

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Münevver ÇAĞMAN - Mesaj Gönder 117 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Güncel Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Güncel Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kocaeli Markaları

Güncel Kocaeli, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 323 31 00
Reklam bilgi

Anket Yeni sitemizi nasıl buldunuz?