YENİLİĞİN ZARURİYETİ VE CAZİBESİ

İnsan... Değişim olmadan yaşayamayan varlık.. Yenilik aslında zaruri olduğu kadar insanidir de.. "Şöyle olsa acaba nasıl olurları düşünen ve türeten" hep insan olagelmiştir.. Mesela sincaplar ağaç tepeleri için asansör tasarlamadıkları gibi, hiç bir timsah grubu da çıkıp hadi sürat teknesi yapıyoruz demez.. Bu yetenek gelişmiş ön beyin korteks yapısı sayesinde ve Allah’ın ruhundan üfleyerek insana tanıdığı ayrıcalıkla yalnız insan için mümkün olmuştur.

Yeni saç stilleri, yeni kıyafet tasarımları, yeni bisiklet ve araba tasarımları, yeni stadyum tasarımları ve daha nicesi.. Yeniliğin sonu olmadığı gibi, yenilik doğru olan şeyle değil de hep bir sonrakiyle ilişkilidir. Yeni olan şeyler ise diğer bir yandan yarının dünyasında çok kısa bir süre sonra “normal” ve “sıradan” olacaktır.

 
1980’lere gidelim. O yılların en çok dinlenilen şarkı ve şarkıcılarını, en çok satılan kitaplarını şöyle bir düşünelim. Elimize; o günlerin popüler listeleri kazara geçmiş olsa, bugün hiç birinin belki de esamesinin okunmuyor oluşu bizi oldukça düşündürürdü. Oysa o günlerde o ünlü kişilerle yemekler yemek, onlarla aynı ortamlarda bulunmak ne kadar da özel ve değerliydi. Bugün bazıları belki de yaşamıyor bile.. Hayat macerası işte böyle..
 
Diğer yandan günlük hayatımızda kullandığımız akıllı telefonlarımız, uçaklar bizler için o kadar sıradanlaşmıştır ki yaşanan ufak aksaklıklara bile hemen hiddetlenebilmekteyiz. Daha dün insanlar ellerinde jetonla telefon kulübelerinde sıra beklemekte, uzak diyarlara ulaşmak için aylarca seyahat etmek zorundaydı. Bugünlerdeyse elimizdeki telefonlarla 10 saniyede dünyanın diğer ucuna bağlanmakta, uçakla en uzak diyarlara sadece birkaç saatte ulaşılabilmekteyiz. Ne kadar da çabuk unutuyoruz/alışıyoruz değil mi ? Biraz nankörlük mü ediyoruz acaba...
 
Peki yeniliğin mühendisliği nasıl dersiniz ?

Yeniliğin mühendisliğine baktığımızda şunu görüyoruz. Bir yenilik yapılırken bizler pek farketmesek de genelde geçmişle bağlantılı olarak yapılıyor.. Yani bağlamından koparmadan yumuşak bir geçiş diyebiliriz. Örneğin akıllı telefonlarımızla arama yaparken hala eski bir ahizeye tıklamamız, fotoğraf çekerken fotoğraf makinesi deklanşöründen çıkan ses kaydının çalınması, dosyaları temizlerken çöp kutusu görseline sürüklememiz veya kaydet görselinin çok eski bir disket şeklinde olması gibi.. Bu eskiyle bağlantı kurma olayına “Skömorf” deniyor.
 
Soru sormaya devam edelim..

Neden kusursuz bir çözüm bulupta ona sadık kalmıyoruz sizce? Çünkü beyin yeniliği seviyor. Aynı uyaranlara maruz kalındığında çok az serotonin gibi insanlara kendisini iyi hissettiren hormonlar salgılanırken , beklenmeyen bir sürpriz durumunda çok daha fazla hormon salgılanmaktadır.. Bu sebeple hayatımızda yeniliklere her daim ihtiyacımız var.

Tam burada “tekrar baskılaması” durumuna değinmek istiyorum. Beyin ilk kez maruz kaldığı bir duruma gösterdiği aşırı duyarlılıktan sonra, verdiği tepki gitgide azalır ve artık 4. 5. kez aynı uyarana maruz kalındığında neredeyse hiç bir tepki vermez. Manyetik beyin görüntüleme sistemlerinde bu durum net bir şekilde gösterilmiştir. Artık bizim için sıradan olmuştur..

Biraz geçmiş zamana gidip şöyle bir düşünelim
..

İnsan çok eski zamanlarda avcı-toplayıcı iken bolca yeni yerler keşfediyor, göç ediyor, yeni besinler buluyor, yiyor, deniyordu. Tarım devriminden sonra ne oldu dersiniz ? Sizce iyi mi oldu ? Bir bölgeye yerleştik, buğdayı evcilleştirdik daha doğrusu o bizi evcileştirdi ki artık aynı bölgeye hapsolduk. Hayatını buğdaya göre şekillendirir oldu insanoğlu. Yeni yerler yok, yeni besinler yok, artık sürpriz yok aynılaştık, bayağılaştık. Bugünün kökleri o zamanlarda atıldı..

Her gün aynı güzergah, aynı iş yerleri, aynı masalar, aynı insanlar.. “Aynılık” insanın sıkılmasına neden oluyor. Çünkü fıtratına/doğasına aykırı.. Eski zamanlarda farklılık ve çeşitlilik genlerimize belki de öylesine işledi ki, bugün içimizden bir ses haykırıyor ve değiştir diyor, dene diyor.. Huzursuzluk alarmı çalıyor ama duymuyoruz çünkü zindanı terk etmek hem zor, hem de bedel istiyor.

Deniz üzümü canlısı.
. Deniz üzümü bir yumuşakça. Adından da anlaşılacağı gibi denizlerde yaşayan bir tür. Yüzüyor özgürce dolaşıyor. Sonrasında bir zaman geliyor, kendine bir kaya buluyor oraya tutunuyor. Kayaya tutununca kendi beynini yemeye başlıyor. Neden ? Çünkü artık yenilik yok, aramak yok, karar vermek yok. Doğrusu beyne pek ihtiyacı yok. Beyne ihtiyacı kalmayan deniz üzümü canlısı enerji ihtiyacı için kendi beynini tüketerek diğer organlarına iletiyor..

Buradan şu sonucu çıkarabiliriz beyin ; yenilik, değişen şartlara ayak uydurma ve adapte olmak için var. Beynin birincil amacı insanı hayatta tutmak/yaşatmaktır ancak asla bununla sınırlı tutulamaz.

Hayatımızda ve dünyada yenilik yapabilmek için beynimizde tam 100 milyar nöron (sinir hücresi) var. Bir arının ne kadar nöronu var biliyor musunuz sadece 1 milyon. Çoğu canlıda olduğu gibi arınında beyin gelişimi doğmadan önce çok büyük ölçüde tamamlanır ve ne yapacağı aşağı yukarı bellidir. Uç, kon, çalış, kaç, sok bunların dışına çıkamaz. Ama insan için durum farklıdır. İnsanda beyin gelişimi ; doğumdan sonra da devam eder. Maksimum nöron ve bağlantı sayısına gelindiğinde bebekler 2 yaşındadır ve daha sonra kullanılmayan bağlantılar budanmaya başlar. Gelişim ve değişim büyük ölçüde 20’li yaşlara kadar devam eder. Bu da insanın arılardan veya diğer canlılardan farklı olmasında çok büyük rol oynar.
 
İnsan girdileri alır, analiz eder, seçenekleri gözden geçirir ve en sonunda bir eylem/davranış gerçekleştirir. Süreci bu şekliyle komplike olarak diğer hiç bir canlı uygulayamaz.
 
Her şey sürekli yeni olabilir mi ? Elbette hayır.

Her şey de olduğu gibi beyin yenilikte de bir denge ister. Her şeyin sürekli yeni ve tahmin edilemez oluşu enerji sarfiyatını arttırır ve bu insan için bir dezavantajdır. Bazı şeyler tahmin edilebilir olmalıdır, bazı şeyler ise sürpriz.. İnsan için sürpriz cazibelidir. Her gün düne uyanmayı kimse istemez, farklılık isteriz ama sırf yenilik olsun diye de yer çekimi kanununun değişmiş olmasını ve yatakta değil de tavana yapışmış halde uyanmayı elbette arzu etmeyiz.

Konuyu bağlayalım. İnsanın yeniliğe ihtiyacı üst seviyede.. Bunu farkettiğimden beri öğretmenlik mesleği ile birlikte; daha fazlasını öğrenmek, yeni yerler keşfetmek, daha fazla yürümek, yeni insanlar tanımak, yeni hobiler edinmek, yazılar yazmak, yardım faaliyetlerine katılmak, tüplü dalışlar ile suların altını keşfetmek benim denediğim bazı yenilikler oldu. Siz de kendinizce yenilikler bulup deneyebilirsiniz/denemelisiniz. Kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.. Bu yazıyı oluştururken faydalandığım Beyin, İncognito ve Yaratıcı Tür kitaplarının yazarı Stanford üniversitesi’nden David Eagleman’e teşekkür ediyor eserlerini herkese tavsiye ediyorum.. Sağlıcakla kalın..

Halil AKÇAKAYA

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Halil Akçakaya 97 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Güncel Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Güncel Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kocaeli Markaları

Güncel Kocaeli, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (262) 323 31 00
Reklam bilgi

Anket Yeni sitemizi nasıl buldunuz?