MEVSİMİ GEÇMİŞ BİR İNCİ ÇİÇEĞİ DEMETİ: DOĞU’NUN LİMANLARI

Amin Maalouf’un aşk ve dostlukla harmanlanmış tarihsel romanı. Akıcı bir dille Türkçe’ye çevrilmiş olan bu eseri okurken kimi zaman muazzam betimlemelerle kendimizi kitabın içinde buluyor, kimi zaman da yazarın sorduğu sözde sorulara iç dünyamızda cevaplar bulmaya çalışıyoruz. Yazarın  kuvvetli cümlelerini başarıyla Türkçe’ye aktaran çevirmenin emeği de göz ardı edilemeyecek büyüklükte. Okumaya başladığımız an kitapta bahsi geçen kişiler tarihimizden tanıdık gelmeye başlıyor. Tarihe biraz ilgisi olanlar bir dakika durup ya zihnini ya da Google’ı karıştırmaya başlıyordur, şüphesiz.

Başlar başlamaz bir anda girdabına kapıldığımız ve tek solukta kendini okutan bir eser Doğu’nun Limanları, sonuna geldiğimizi fark etmeden bitmiş oluyor. Üzerimizde bıraktığı etki ise kesinlikle hemen geçmiyor.  Mesela bu etki beni Google Haritalar’a oradan Quai de l’Horloge’a götürdü. Nehrin kıyısında sanki iki aşığı görecekmişim heyecanıyla bir sağa bir sola dolaşmaya başladım istemsizce. Orada gördüğüm görüntüyü zihnimde canlanan görüntüyle değişemem elbette. Birden kendimi kitaptaki kişileri, sokak adlarını, olayları araştırmaya başlarken buldum. İnsan tüm bu anlatılanların gerçek olmadığını kabul etmek istemiyor, araştırmadan içi rahat etmiyor sanki. Tarihsel kurgu romanlarının başarısı bize bunu hissettirmekle ölçülebilir pekala. Ama kim bilir, tüm bunların yaşanmış olması, Amin Maalouf’un bir hayat hikayesini dosyasında yirmi yıl bekletmiş olması da muhtemel değil midir? Olabilir. 

Roman 1976 Haziranı’nın Parisi’nde başlıyor. Ardından yazarın yıllar önce tarih kitabında bir resimde gördüğü hülyalı delikanlının; yıllar sonra, ağarmış saçları ama hiç değişmemiş o duruşuyla birdenbire karşısına çıkmasıyla zaman ve mekan kapıları Paris’ten tek tek dışarıya açılıyor ve bizi 20. yüzyıl başlarına, Fransız direnişine, Arap-İsrail savaşlarına götürüyor. Trajik bir hayat öyküsüne tanıklık etmeye başlıyoruz böylelikle: İsyan’ın yaşamına.

İsyan dört gün boyunca yazara hayatını anlatıyor. Bu dört gün içinde biz de İstanbul’dan Adana’ya, Beyrut’a, Marsilya’ya, Filistin’e ve Paris’e gidiyoruz… “Bir insanın hayatının doğumuyla başladığına emin misiniz?” diyerek açıyor hayat heybesini.  Doğumundan yarım asır önceye, İstanbul’a, devrik padişahın odasına, Sultan kızı İffet’in dizlerinin dibine kadar götürüyor hikayesini.  

İffet’in babasının ölümüyle aklını yitirmesi İsyan’ın hayat hikayesini başlatan en önemli etken oluyor. Ve bu delilik, soyuyla beraber yıllar sonra İsyan’a da geçecek, okuyarak göreceğiz. İffet, Hekim Kitabdar’ın gözetiminde olmak ve acılarından uzaklaşmak suretiyle Adana’ya götürülüyor ve Kitabdar ile evleniyor. Ve bu evlilikten bir çocuk dünyaya geliyor: İsyan’ın babası.

Sultan torunu, Osmanlı soyundan gelen diğer tüm çocuklar gibi yetiştirilir. Okul; lalalar, hocalar evine gidip gelir; ne sokağa çıkar ne de evine arkadaş gelir, bu sebeple geniş bir sosyal hayatı olmamıştır. Öğretmenleri arkadaşı olmuştur. Zamanla bu arkadaşlarından biri yakın dostu olmuş, en sonunda aile olmuşlardır… Öğretmen dostlarından Nubar’ın kızıyla evlenmiştir. İsyan’ın annesi Sesil… Baba Türk, anne Ermeni, harmanlanmış bir kültürün içinde yetişmiş; nazik, efendi ve akıllı bir çocuk...İsyan, evin ortanca çocuğudur. O dönemin tarihini İsyan’ın yaşamı üzerinden anlatıyor bize yazar. Babası ona, daha doğar doğmaz adını İsyan koymakla ağır bir yük yüklemiştir. Çocukluğundan beri  İsyan’dan bir devrimci, başkaldıran bir önder olması beklenmiştir, bu istekle yetiştirilmiştir. Babası böyle hayaller kurmuştur fakat İsyan bambaşka hayallerin içindedir. Bir an bile babasının istediği gibi bir önder olmayı düşünmez, istemiyordur. Sessizce ezilmiştir İsyan bu istemediği geleceğin karşısında. Bir şekilde kendi hayalinin peşinden gitmiş ve Fransa’da tıp okumak için yola çıkmıştır. İsyan, “Okumak için uzaklara gitmekten çok, uzaklara gitmek için okumaktaydım.” diyerek bahsediyor kendisinden. Fakat hayallerinin peşinden Fransa’ya giden İsyan burada babasının hayallerinin içinde bulmuştur kendini. Hayatın çevresinde akışı onu; bir kahraman, direnişçi konumuna getirmiştir o daha ne olduğunu anlayamadan. Önder olmayı istememiştir hiçbir zaman ama namı Fransa’da ve hatta Beyrut’ta çoktan almış başını gitmiştir… İsyan olarak değil tabii, Bakü olarak. Bir efsane olmuştur İsyan, kod adı olan Bakü’yle. Savaşın ortasında evleneceği kadınla tanışmış, aşık olmuş fakat evliliklerini kadere bırakarak ikisi de yollarına devam etmiştir. ‘Kadere güvenerek ayrılmışlardır…’ Babasının hayallerinde olduğu gibi kahraman olarak Beyrut’a dönen İsyan’ın yaşamında bundan sonra büyük bir aşk, birbirine dargın milletlerin kol kola eğlendiği bir düğün, bir delilik ve bir savaşla karşılaşacağız. Kahraman direnişçi Bakü’nün yolu tımarhaneden geçecek ve uzun yıllarını burada canını kurutan maddelerle geçirecektir. Sadece fotoğrafından tanıdığı birinin ışığıyla yıllar sonra hayata yeniden tutunacaktır… Şimdi İsyan’ı hem geç hem de güç bir aşk beklemektedir.

Ayrıca Afgan yazar/yönetmen Atiq Rahimi, kitabı Limanlara Çağrı adıyla beyaz perdeye aktarmak üzere 2016 yılında çalışmalara başlamıştır. Halen proje aşamasında olan filmde başlıca rollerde İranlı oyuncu Gülşifte Ferahani, Fransız aktörler Louis Garrel ile Pierre Niney, İffet Kitabdar rolüyle de Belçim Bilgin’in yer alması kararlaştırılmıştır. Fakat hala ortaya konan bir filmle karşılaşamadık. Proje gerçekleştirilebilirse sürükleyici bir film izleyeceğimiz düşüncesindeyim. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Münevver ÇAĞMAN - Mesaj Gönder 96 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Güncel Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Güncel Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (262) 323 31 00
Reklam bilgi

Anket Yeni sitemizi nasıl buldunuz?