Muhafazakârlar Laik Sistemi Tahkim Ederken Dönüşüyor…

Özellikle Tanzimat Fermanı ile başlayan bir süreçte, bir taraftan Batının her yönü ile taklit edilmesini savunan Batıcılar, diğer taraftan ise bilim ve teknik dışında Batı değerlerine kapalı olunması ve öze dönülmesi gerektiğini savunan İslamcılar kendini göstermeye başladı. Bunda ikili eğitim sisteminin de etkisi vardı. Bir tarafta geleneksel eğitimi veren Medreseler, diğer tarafta ise pozitivist-materyalist eğitim veren modern eğitim kurumları. Bu iki tezat eğitim sisteminden, birbiri ile dünyaya bakışı hiçbir şekilde uyuşmayan nesiller yetişti.

Batılı eğitim alanlarda ülkenin geri kalmışlığının suçu büyük ölçüde İslam’a yüklenmekteydi. İslam’a ve onun görünür olan bütün yapılarına büyük bir düşmanlık beslenmekteydi. Kendi toplumuna yabancılaşan, hatta ondan nefret eden eğitilmiş bir güruh ortaya çıktı.

İslamcı olarak adlandırılanlar ise, İslam’ı yeniden yorumlamak, ana kaynaklara geri dönmek gerektiğini savunuyor ve Batının inanç ve kültürünü almamak, taklit etmemek gerektiğini savunuyordu.

Cumhuriyet Türkiye’si bu tartışmaya son vererek, medrese ve diğer dini eğitim veren kurumları yasakladı ve Batıcıların tezlerine uygun bir ülke inşa etmeye çalıştı. Cumhuriyetin kurucuları, Batının her yönüyle taklit edilmesinin zorunluluğuna inanıyordu. İslami değerler, geri kalmışlığın sorumlusu olarak algılanmaktaydı ve onlara karşı ciddi bir mücadele verildi.

Dinde reform çalışmaları bile yapıldı. Bu bağlamda yapılan çalışmaların birinde, ibadetlerde secde yapılmaması, kiliselerde olduğu gibi sandalyelerin üstünde oturulması ve ibadetlerde yine kiliselerde olduğu gibi korolar tarafından şarkılar söylenecekti. Bu çalışma hayata geçirilemedi fakat bazı uygulamalar yapıldı.

Kur’an-ı Kerimin Türkçe okunması ve ezanın Türkçeleştirilmesi bu yönde atılan adımlardandı. Dini eğitim yasaklanmıştı. Öyle bir döneme gelindi ki, cenaze namazı kıldıracak donanımda dahi birilerini bulmak zorlaştı.

Ne zaman ki çok partili hayata geçildi, o zaman CHP halkın tepkisini dindirmek amacıyla İmam Hatipleri ve İlahiyatı açma yoluna gitti.

CHP’den ayrılarak Demokrat Partiyi kuran siyasiler, aslında Batılı değerleri özümsemiş kişilerdi. Öyle İslamcı falan da değillerdi. Aradaki fark, bu kişilerin liberal değerlere inanmalarından gelmekteydi. Halkın inançlarına daha duyarlı ve saygılıydılar. Bu durumdaki duruşları bile onların hain yaftası yemesine ve idamlarına yetmişti.

Dindarların sistem tarafından zenci muamelesi görmesi uzun yıllar sürdü. Üniversiteler adeta militan yetiştirilen kurumlar haline gelmişti. Kadrolar buna uygundu. Siyaset, İslami söyleme müsaade etmemekteydi. Süreç içeresinde İslami talepleri olan Partiler baskı altına alınarak kapatıldı. MNP, MSP; RP, FP, Erbakan hocanın büyük emekler ile kurduğu ve İslam mücadelesini verdiği ve sistem tarafından dışlanan partilerdi.

İslami görünürlüğün kamusal alanda artması sonucunda dindarlara yapılmayan zulüm kalmadı. Adil Düzen talebi ile İstanbul başta olmak üzere birçok belediyeyi kazanması sonrasında, entrikalar daha da arttı. Bir şiir bahane edilerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, hapse atıldı ve siyasi yasaklı oldu.

Refah Partisi öncülüğünde kurulan koalisyon hükümetine karşı iç ve dış güçler tarafından muazzam bir saldırı başlatıldı. 28 Şubat sürecinde adı konulmamış bir darbe yapıldı. Dindar birçok memur kamudan uzaklaştırıldı. Başörtülü öğrencilere yapılmayan baskı kalmadı.

Onca baskıya rağmen Dindar kesim dimdik ayakta durdu ve İslami bir söylemden geri durmadı.

AK Parti iktidara geldikten sonra, sistemi dönüştüreceğim derken, zaman içerisinde kendisi de dönüştü. Sistem eleştirileri zamanla yerini sistem savunusuna bırakmaya başladı.

Bir darbe zihniyetinin ürünü olan YÖK, önceden çok sert eleştirilirken, şimdilerde tahkim ediliyor. Sistemin kutsalları zamanla iktidarın kutsallarına dönüşmeye başladı. Laiklik ve Kemalizm üzerinden süren sert eleştiriler, iktidar sonrasında zamanla ortadan kaybolmak bir tarafa, savunulmaya başlandı. Kemalizm eleştirisi yapmak bir tarafa, en büyük Kemalistler haline dönüşen bazı eski Milli Görüşçüleri görmek gerçekten hayrete düşürüyor insanı.

Türkiye tam bir takiyyeciler ülkesi haline dönüştü. İslami değerlerden nefret edenler özellikle de seçim dönemlerinde kendilerinin ne kadar dindar olduklarını ispatlamaya çalışıyorlar. CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu gibi İslami değerlerden nefret eden birini iftar sofrasına oturtup bir de üstüne yapılan duaya amin dedirten şey samimiyet mi yoksa takiyye mi?

Hemen kızmayın. Bu durum diğer kesimler için de farklı değil. AK Parti teşkilatının ve gönül verenlerinin en büyük Atatürkçü biziz dercesine yaptıkları paylaşımlara ne demeli? Cumhurbaşkanımızın Atatürk’e yaptığı iltifatlara ne demeli? Eğer biz çok yanılmışız, uzun yıllar hata yapmışız deyip özür dileniyorsa, belki bir anlamı olabilir. Lakin onca yaşanmışlık ve temel dünya görüşü farkı varken bu savunuya ne demeli?

Saadet Partisi zaten kendini acayip aştı. Bu konuda en başarılı örneği onlar veriyor. Kendisine Sivas katili denilen Temel Karamollaoğlu ile dava kardeşi olmayı başaran CHP’liler, artık ortak idealler peşinde koşuyorlar. Kendi antitezi olan bir yapı ile bu denli kaynaşmak ne ile anlatılabilir? Saadetli gençlerin İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar marşını CHP’lilerden daha canlı bir şekilde dillendirmelerine ne demeli? Düne kadar Milli Görüşten nefret edenleri bugün SP’ye olan hayranlıklarını nasıl açıklamak lazım? Yoksa dine ve dini değerlere daha saygılı mı oldular? Sanmam…

Hele bir de HDP/ PKK ile İyi Partinin sözüm ona ülkücülerinin aynı aşkla olan mücadelesine şaşmamak mümkün mü? Eğer hepsi takiyyeyse gerçek ne?

Bütün bu söylemler sonucunda İslami kesimde muazzam bir yozlaşma olduğu görülüyor. Tesettür başörtüsüne indirgendi, sistemin hastalıkları ve temel değerleri daha da güçlü hale getirildi.

Bu bağlamda İslami bir söylemin ve değer savunusunun nasıl yapılacağı üzerinde kafayı yormamız lazım. Sistemi değiştireceğiz diye iktidara gelenlerin sistem tarafından dönüştürülmesi ve Protestan Müslümanların sayısının her gün artması nasıl engellenebilir? Rahmetlik Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’ın kurduğu Yeniden Refah Partisi bu konudaki boşluğu doldurur mu? Zaman gösterecek. Lakin ümit var olmamak için bir neden şimdilik yoktur.

Bütün kesimlerin birbirini anlaması ve yaşam tarzlarına saygılı olması kesinlikle savunulması gereken temel değerlerdendir. Burada asıl mesele takiyyenin bu kadar ön plana çıkması ve gerçekle sahte arasındaki ayrımın belirginsizleşmesidir. İslami değerlerin bu denli yozlaşmasından ben şahsen rahatsız oluyorum. Yanlış insanlar bu davanın savunusu bir tarafa, zedelenmesine ve onarılmaz zarar verilmesine neden oluyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdulvahap Akıncı 1746 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Güncel Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Güncel Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (262) 323 31 00
Reklam bilgi

Anket Yeni sitemizi nasıl buldunuz?