Radikal Solun Sanat, Kültür ve Akademideki Hegemonyası

İnsanların farklılıkları bir zenginlik kaynağı olarak görülmelidir. Farklı şekilde olaylara bakabilen, sorunlara değişik çözüm önerileri sürme kabiliyeti olan insanların varlığı insanlık açısından önemlidir.

Toplumsal olaylara herkesin aynı çerçevede, bir paradigmanın esiri olarak bakması ve tek tip bir yaşam dayatması, hayatı çekilmez kılmanın ötesinde, insan doğasının inkarı anlamına gelir. Olaylara yaklaşımımızda eğitimden, aile yapısına, içinde bulunulan kültürel ve coğrafi etkenlere ve hatta kişisel özelliklerimize kadar farklı faktörler etki etmektedir. Aynı olaya baktığımızda farklı şeyler görmemizin nedeni budur. Mutlak doğru dayatmaları toplumların gelişmesinin önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır.

Mutlak doğrular sadece kutsal metinlerde yer alır ve ancak bu kutsallara inananları bağlar. Söz konusu kutsallara inanmayanlar için, kutsal metinlerin dogmaları da bir şey ifade etmez.

Dönemler kendi kutsallarını ve mutlak doğru dayatmalarını farklı şekillerde ortaya koymaktadırlar. Modern toplumlarda geleneksel kutsallar imha edilmekle kalınmamış, modern kutsallar ortaya koyulmuştur. Bu kutsallara itaat edilmesi vatandaşlardan beklenir.

Cumhuriyet Türkiye’sinin de kendi kutsalları vardır ve bu kutsallar uğruna çok sayıda insana farklı dönemlerde ve değişik şekillerde baskılar yapılmıştır. Manevi yönü sıfırlanmaya çalışılmış ve dini duyguları sadece kalbe hapsedilmiş olan insandan yeni dogmalara ve kutsallara biat etmesi istenmektedir. Bütün dogmaları ortadan kaldırma ve fikri hür, vicdanı hür bireyler inşa etme iddiasında bulunan modern Cumhuriyet, kendisi zamanla yeni kutsallar inşa etmekten geri kalmamıştır. Eski dogmalarla savaşırken kendisi dogmalaşan ve vatandaşların bütün düşünce dünyasına hâkim olmaya çalışan yeni kutsallar, kendi dillerini hegemonik olarak üstten bakan bir tarzda ortaya koymuşlardır.

Devlet, kendi yeni ilkelerine iman etmeyen ve eski ile bağlarını sürdürmeye çalışanları bütün toplumsal alandan imha etmeye çalışmıştır. Vatandaşlar, yeni değerleri kabul ettiği müddetçe değerli bir varlık olarak kendini ortaya koyabilecektir. Bu sürecin dışında kalanlara karşı her türlü baskı bir hak olarak görülmüştür.

Halk için halka rağmen anlayışı ile (Jakobenizm) vatandaşı inşa etme görevini kendinde gören devlet aygıtı, zamanla bütün toplumsal alana kendini kabul ettirmek için adımlar atmıştır. Modern devlet, muteber vatandaşını inşa etmek amacıyla başta eğitim olmak üzere toplumsal alanın her alanına sirayet edilmiştir. Kurumların temel işlevi, modern devletin kutsallarını vatandaşlara aşılamaktan öteye gidememiştir. Dünya ile barış içerisinde olma iddiasında bulunan yeni elitler, kendi vatandaşlarının büyük bölümünü kendisi için tehdit olarak görmüş ve onlara karşı her türlü baskıyı bir hak olarak algılamıştır.

Görüntüde mevcut olan seçimlerin ve kadınlara seçme seçilme hakkının verilmesinin uygulamada hiçbir anlamı olmadığını söylemek, gerçeği dillendirmek ama aynı zamanda gelecek ağır eleştiri ve baskılara göğüs germeyi gerektirmektedir. Tek parti dayatması ve bu partide kimlerin aday olacaklarının tek bir isim tarafından belirlendiği bir yapıda seçim yapılmasının veya oy kullanılmasının ne gibi bir anlamı olabilir ki?

Şartların zorlaması ile çok partili hayata geçilmiş olduğu süreçte de halka hep kuşku ile bakılmıştır. Her an ihanet edebilir ve yanlış insanları iktidara getirebilirdi. Bu anlayış dolayısıyla, CHP içinden ayrılan liberal grubun oluşturmuş olduğu Demokrat Partiye bile katlanamamışlardır.

Sivil-bürokratik elit,  kendini Cumhuriyetin sahibi ve koruyucusu olarak görmekteydi. Onların dışındaki yapılar ve kişiler ihanet etme potansiyeli taşıyor muamelesi görmüştür.

Seçimler yolu ile kendi hegemonyasını sürdüremeyeceğini anlayan rejimin makbul vatandaşları, darbeyi her zaman bir enstrüman olarak değerli görmüşlerdir. Seçimle iktidara gelinememesi bir şey ifade etmiyordu. Ne de olsa oluşturulan bürokratik kurumlar yoluyla seçilmişleri kontrol etmek ve gerektiğinde kulaklarını çekmek hiç de zor olmayacaktı.

Bizdeki Anayasa Mahkemesi, iktidarın bireylerin haklarını sınırlamalarına bir engel olarak oluşturulmamıştır. Tam tersine seçilmişler modern devletin kutsalları ile uyumlu olmayan düzenlemeler yaptıkları zaman, onları iptal etmek ve gerektiğinde kontrolden çıkan siyasi partileri kapatmak kuruluşlarının temel nedeniydi. Zaten asker Milli Güvenlik Kurulu ile her an gerekli direktifleri vermekten geri kalmamıştır.

Özellikle kültür, sanat ve eğitim alanında hegemon bir yer edinen ve kendini ülkenin sahibi olarak gören yapı, bütün varlığı ile kendi üstünlüğünü korumaya çalışmaktadır. Kendileri dışındakilerin bu alanlarda söz söylemesine veya eserler ortaya koymasına müsaade etmemektedir.

Bir akademisyen eğer siyasal iktidarı sert bir şekilde eleştiriyor ise saygın kişi olarak değer görüyor. Akademisyen dediğin toplumdan ve toplumun değerlerinden kopuk olacak ve onları aşağılayacak. Akademik ortamlarda aşırı sol jargon ile konuşmak, bilimselliğin bir göstergesi olarak anlaşılıyor. Radikal sol yapılara yakın söylemler geliştirilmesi zorunludur. Muhafazakâr bir söylem tarzına sahipseniz, söz konusu makbul vatandaşlar size aşağılayıcı bir gözle bakarlar. Terör örgütlerine ve onlarla bağlantılı yapılara sempatiniz saygıyla karşılanırken, manevi değerleri öncelemeniz ve muhafazakâr bir iktidarla uyumlu bir dil kullanmanız kabullenilmez.

Bazı kendini İslamcı veya muhafazakâr olarak tanıtan akademisyenlerin söz konusu sol jargonu kullanmaktan, onlarla aynı dünyanın insanı olduğunu ortaya koyma çabalarından da bahsetmezsek ayıp olur. Bir kesim Kürtçü-İslamcı için, Kürtçülük temel değer, din ise sostan öteye gidememektedir. Dışardan bakınca İslamcı, yakından gözlemleyince de Kürtçü olduğunu görürsünüz. Ayrılıkçı hissiyatı dolayısıyla bu tipler, radikal sol ile birlikte hareket etmekte ve milliyetçi-muhafazakâr olan, devlete sadakatle bağlı akademisyenlere her türlü saldırıyı yapmaktan geri kalmamaktadırlar. Nedense bu tipler bütün bu yaptıklarına rağmen muhafazakâr iktidarın nimetlerinden de en fazla faydalanırlar ve değer görürler.

Sanat alanında da durum aynıdır. Bir sanatçı siyasal iktidara sempati beslediği zaman ağır hakaretlere maruz kalmaktadır lakin siyasal iktidara hakaret ettiğinde veya en azından ona karşı bir duruş sergilediğinde saygın bir kimlik kazanır. Ülkede el üstünde tutulan sanat camiasının topluma ve onun değerlerine yaklaşımı da olumlu değildir.

AK Parti iktidarının ve milliyetçi-muhafazakâr kesimin de bu konuda ciddi eksikleri vardır. Onca zaman içerisinde maalesef kendi aydınını (münevverini demek belki daha doğru olur) ve sanatçısını yetiştirmekte yeterince başarılı olamadı. Kültür, sanat ve akademide kendi dilini etkin hale dönüştüremedi. Siyasi iktidarı elde etmiş olan bu kesimler, farklı alanlarda kendi dillerini ve iktidarlarını inşa edememişlerdir. Hala daha bir eziklik anlayışı hâkimse, bunun sorumluluğunu paylaşmak zorundayız. Kendi insanımızı ötekileştirirken, öteki olanı kendimiz yapamadık.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdulvahap Akıncı 1724 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Güncel Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Güncel Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Kadir Yayla - teşekkür ederim hayırlı ramazanlar yazın güzel paylaştım

Yanıtla . 1Beğen 15 Mayıs 16:01

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (262) 323 31 00
Reklam bilgi

Anket Yeni sitemizi nasıl buldunuz?